Bismillahir Rahmanir Rahim
Seyyidimiz Aleyhissalatu Vesselam pekçok ehadislerinde gizli ibadetin efdal olmasından, açıkta yapılan ibadetin hulusiyet noksanı olacağını söylemiştir. Asr-ı Saadet döneminde, Efendimiz ve ashab-ı ahyar sünnet namazlarını evlerinde kılmış, sadece farzlar için mescide gitmişlerdir. Kadınların ise mescide gelmesine müsbet bakılmamıştır. Fakat Aleyhissalatu Vesselam, 'kadınlar sizden mescide izin taleb ederse, onları bundan men etmeyin' buyurmuştur. Lakin bu mescidde namaz kılmak daha hayırlıdır anlamına gelmiyor. Nitekim Aleyhissalatu Vessalam, Ebu Davudda geçen başka bir hadislerinde "Kadınlarınızı mescide gitmekten men etmeyin. Ancak evleri onlar için daha hayırlıdır." buyurmuştur. Alimler de "Kadınları mutlak şekilde veya geceleyin mescidden men etmek kocalarına haramdır. Ancak, kadınlar bilmelidir ki, evdeki ibadetleri daha hayırlıdır" hükmünü vermişlerdir.
İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kadının odasındaki namazı holündeki namazından üstündür. Mahda'ındaki namaz ise odasındaki namazından üstündür." [Ebu Davud, Salat 54, (570).] Prof. İbrahim Canan bu hadis hakkindaki fikri şöyledir:
Hadiste, kadının, tesettüre en çok imkan taşıyan yerde namaz kılması tavsiye edilmektedir. Bu sebeple evin odasında (beyt) kılınan namazın oda kapılarının açıldığı ara odadaki (hücredeki) namazından daha hayırlı olduğu belirtilmektedir. Mahda'da kılınan namaz ise hepsinden hayırlıdır. Çünkü mahda' oda içerisinde tesis edilen, kadına mahsus daha dar ve küçük hücreye denmektedir.[1]
Neticede, mescid hükmünde olan evin ortasındaki odada namaz kılmak, hele cemaat hazırken namaz kılmak, sünnet ve hadislerde yasaklanmış olan bir davranıştır. Cemaat namazı bir erkeğin imamlığı zamanı sadece farz namazında efdal bir ibadettir ve normal namazlardan 27 kat daha üstündür. Cemaat olmaya müstahak kazanamayanlar, hususen taife-i nisanın gizlice namaz kılmaları daha hayırlıdır.
Hem namazdan sonraki tesbihat dahi cemaatle yapılmaz, sünnete mühaliftir. Sünnet olan, tek başına yapmaktır. Fakat, günümüz şartları itibarile, tek başına bırakıldığında cemaat tesbihatı terkettiğine göre, cemaatle yapılması daha hayırlı görülmüştür. Hatta varid olmuştur ki cemaatla yapılırken bile, müezzinin tesbihat elfazını okuduğu zaman diğer fertler yatmışlar. Hatta cemaatle tesbihat yaparken, her kesin katılmasına hüküm verilmiştir. Tekke ve zaviyelerde zikr halkaları oluşturup La ilahe illa hu çeken zakirlerin ayakları üstünde oturup, ayaklarını uyuşturmaları ve devamlı kendi eksenlerinde dönmeleri gafletlerini dağıtmak içindir.
İşte bu mantıkla bakılırsa, evdeki fertlerin namazı terketmemesi için cemaat içinde namaz kılmaya teşvik edilmesi doğru bir harekettir, fakat bidattır, İslamiyette yeri yoktur. Namazlarından emin olan kimseler münferit olarak namazlarını ikame etmeleri gerekir.
Mahir Z.
Rabial Evvel 8, 1430
1. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/329.
Zeyl
Bu Zeyl Rabial Evvel ayının 12'de ilave edildi.
Her vakit, taife-i nisanın namaz kılışı ya babasının arkasında veya camiide iken olduğundan imam eksikliği vuku bulmamıştır. Tarihin hiç bir noktasında bir kaç kadın biraraya gelip imamsızlık sorunu yaşamamıştır. Mescidde ilmi mevizeler için biraraya gelen kadınlar da namaz evkatında imamın arkasında saf tutmuşlardır. Son dönemlerde kadınların biraraya gelip namaz kılması vaki olduğundan dolayı, bu konuda sünnet araştırılmamış, belli bir fetva verilememiştir.
Hatta birisinden duydum ki 'önümüze serdiğimiz seccade Efendimiz Aleyhissalatu Vessalam içindir ve biz de Onun arkasında saf tutar, namaz kılarız' demiş. Devam ediyor; 'bir yerde namaz kılmak uhuvveti, kardeşliği pekiştiriyor, cemaat şuuru veriyor, şeytanları def ediyor, rahmet cemaattedir düsturunca, rahmete vesile oluyor. Hem bunun sünnette yeri olmasa bile, bir yerde namaz kılmanın ayrı bir huşusu, huduu var. Niye de olmasın ki?' Hem de demişler ki, Efendimiz cemaate gelmeyen müslümanları telin etmiş, 'evlerini yıkacağım' demiş.
Anladım ki cemaat namazı konusunda ihtilaf içindeyiz. Önce şunu söyleyeyim ki cemaat namazı sadece imamlığa müsait bir erkeğin arkasında itidal üzere saf tutan kadın veya erkek cemaatin imama uyup namaz kılmasından başkası değildir. Her ne sebeble olursa olsun, biraraya gelip namaz kılmak, sünnetle teyid edilemez, 'cemaat namazıdır' denmez. Bundan dolayı cemaat namazı için veya cemaat namazına devam ile ilgili nakledilmiş ehadis-i Nebeviye Aleyhissalatu Vesselam da bir araya gelip münferit namaz kılma vakasını ispat edemez. Yapan da hadisi kirletir, mesul olur.
Ebu Hureyre (ra)dan nakledilmiştir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Münafıklara en ağır gelen namaz yatsı ve sabah namazıdır. Nefsimi kudret eliyle tutan Allah’a yemin olsun ki, içimden şöyle geçti: Odun için emir vereyim de odun toplansın. Sonra namaz için emir vereyim de bunun için ezan okunsun. Sonra birisine emredeyim; cemaate imam olsun. Sonra kendim namaza katılmayıp, camiye gelmeyen adamlara varayım ve evlerini başlarına yakayım.” Şimdi bu hadis-i şerif bir kere münafıklar içindir. Fakat müminler için de bir mübalağadır. Cemaata devam için 4 mezheb imamının referans aldığı en güçlü hadistir. Diğer iki hadis ise, kör adamın evinde namaz kılmasını istemesiyle ilgilidir ki üzerinde pek fazla tartışılmamış. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhebine göre sünnet, Hanbelilere göre ise farz-ı ayndır cemaat namazı. Ancak, burda bahsi geçen cemaat namazıdır, biraraya gelip namaz kılmak değildir.
Rahmet cemaattedir, ancak namaz bir ibadet olduğundan ve tek başına eda edildiğinden, her kes o anda tek başına Rabbisiyle baş-başadır. Tek başına namaz kılan musalli bir kimse, başkasıyla irtibata geçemez, ondan etkilenemez. Şeytan o kimseyle uğraşır. Cemaat namazında ise imama uyduğundan yalnız ve sadece saflar sık tutulmadığında şeytan namaz kılan kimseyle uğraşır. Yine, bu cemaat namazına aittir, biraraya gelip namaz kılanlarla ilgisi yoktur. O yüzden, biraraya gelip namaz kılanlar uhuvvetten, cemaat şuurundan bahsedemezler.
Hem birarada namaz kılmağın huşu ve hudu ile de ilgisi yoktur. Zikredildiği gibi, imamsız kılınan namaz zamanı, musalli (namaz kılan kimse) başka bir insanla ilgilenemez, ondan etkilenemez, sadece Rabbisiyle başbaşa kalır. Fakat, bir insan odasında tek başına, yalnız namaz kılsa, bazı rükunleri verip-veriştirerek eda edebilir. Ancak cemaat içindeyken, haya ve riya duygusundan neşet eden bir hissiyatla, çarçabucak yaptığı secdelerini uzatabilir. Her uzatığı saniyeler riya defterine yazılacağı için, ibadette bir ilerleme değil, gerileme olur. Namaz da aynı dua gibidir. Sessiz kılınır, gizli olması efdaldir. Nasıl ki bir insan "ben insanları içinde elimi kaldırıp dua ederken, daha huşu içinde dua ediyorum" diyemez, aksine tek başına dua etmek daha hayırlıdır. Aynen öyle de, imamsız kılınan namazlar dahi tek başına kılınması daha hayırlıdır. Özellikle kadınlar için tesettür ve gizlilik her zaman ön planda tutulmuştur. Mesela, erkekler ellerini göbeklerinden aşağı/yukarı tutarken, kadınlar göğüslerinin üstünde tutması ve secdedeyken erkeklere dirseklerin yere değmesi haram iken, kadınlara farz olması ve teşehhüdde de sağ ayağın setredecek şekilde koyulması ayrı bir hikmetin tezahürüdür.
Hem diyor ki arkadaş, sünnet olmasa dahi bu daha fazla huşu veriyor. Ben de derim ki, her şeyin bir yolu yordamı vardır. İbadetlere Efendimiz tarafından zahiri bir libas giydirilmiş, öyle yapılması hayırlı görülmüştür. Mesela, birisi "ben uzanarak Fatiha okuyorum ve daha huşuluyum" deyip, namazı uzanarak kılamaz veya "ben sesli şekilde dua ederken ayrı bir seyr-i süluk yapıyorum" diyemez. Mecbur sünnete uyacak.
Çok sadık ve beliğ bir dille hadis-i mukaddes, pekçok telifle eimme-i turuk ve yüz bin dille evliya ve enbiya ve asfiyanın tahakkuk ve icrası sarih bir şekilde ifade ediyor ki, imamsız namaz birlikte olamaz, ayrı şekilde olması gerekiyor.
Ancak şeriatta bir kaide var ki, iki farz biraraya gelse, zayıf olan düşer. Mesela, Cuma Namazından dolayı erkekler için öğlenin farziyyeti düştüğü gibi, emri bil maruf vazifesini daha güçlü bir farz gören bazı taife-i zarifeden enisler, başörtüsünü terketmekte bir beis görmemişler. Bundan dolayı özellikle Hanbeli mezhep imamlarından aşırı tenkit almışlar. Başörtüsü Kuran-ı Kerimin açık ve beyyin bir emri olduğu için, hiç bir imam bunun lehinde bir fetva verememiş, meseleyi vicdanlara bırakmıştır. Kanaat-i acizanem, cihad vazifesini ihmal eden bir enis, başını açmışsa, bundan şiddetli bir şekilde mesul olur. Gerektir ki her daim vazifesini eda etsin ta ki terkettiği uhrevi meyveleri bir cehennem zakkumu haline dönüşmesin. Her neyse, konu başka yerlere saptı.
İşte bu kaideye esasen, kardeşlerin namazlarına devam etmelerini sağlamak için bazen sünnet terk edilebilinir. Zira birlikte namaz kılmak namazın devamiyeti için elzemse, bir sünnet için imandan sonra en güçlü emir olan namaz terkedilmez, böyle bir cinnete girilmez.